Ara
Ekonomide rota doğru, rüzgar bizden yana Kayıt Giriş
Enter Title

Küçült

Ekonomide rota doğru, rüzgar bizden yana

Yunanistan, İrlanda ve Portekiz’i vuran, İtalya’yı tehdit eden krizin Türk ekonomisini de kaosa sürükleyeceği iddiası belli kesimlerce gündemde tutulmaya çalışılıyor. Dış ticaret açığı ve büyük ölçüde yönetilebilen özel sektör borçlarının beslediği cari açık üzerine yapılandırılan bu senaryoların yatırım motivasyonuna zarar verdiği açık. Piyasalarda kötü haberin kolay tüketildiği gerçeğinden hareketle bu ve benzeri felaket senaryolarının pazarlaması için özel bir çabaya gerek yok. “Avrupa ekonomileri batıyor sırada Türkiye var” demeniz yeterli. Gerçekliği sorgulanmaksızın kısa sürede piyasa aktörlerinin bu senaryoyu işlemeye başladığını görürsünüz. Peki, kriz lobisi olarak adlandırabileceğimiz bu kesim;  Türkiye’nin kamu maliyesi, bütçe disiplini, yatırım ortamı, ekonomik ve politik istikrar gibi dünya ekonomilerinin öykünerek baktığı parametreleri dikkate almaksızın bu senaryoları nasıl üretir? Sadece cari açıktan yola çıkarak zorlama kriz analizleri yapmak kime ne kazandırır?
KRİZ LOBİSİ, TEMENNİSİNİ UYARI GİBİ YANSITIYOR
Ekonominin gerçek kahramanları olarak gördüğümüz imalat sanayi özellikle de KOBİ’lerin kriz söyleminden büyük yaralar aldığını geçmişte defalarca gördük. İstikrarsızlığı sermaye gibi gören, gelirlerini üretim dışı etkinliklerden elde eden bazı kesimler ‘kriz geliyor’ temennisini uyarı gibi yansıtıyor. İyi niyet dışı bu telkincilerin üstüne bir de korkutarak tasarruf çağrısı yapan iyi niyetlilerde eklenince üretim ve yatırım motivasyonu altüst oluyor. Ülke ve ekonomi yönetimindeki bazı isimler bu ikinci kategoride yer alınca ise krizden beslenen lobinin yelkenlerini rüzgar üflenmiş oluyor. 
Gelişmiş ekonomilerde özellikle de Avrupa’da işlerin iyi gitmediği vaka. Yıkılmaz armada denen ekonomilerde yaşanan kırılmaları yok sayamayız. Ancak üretimden tüketime kadar ekonomide temkin ve tedbir pozisyonuna yönlendirmek için;’ kriz geldi gelecek’ söylemi kötü niyetli değilse bile olabilecek en talihsiz seçenektir. Şu aşamada ihtiyacımız olan daha rasyonel bir yatırım ve harcama eğilimi. Duymak istediğimiz son şey ise piyasaların dikkatini toplamak için kriz tüccarlığı yapmak.
Bütçe gerçekleşmeleri, kamu maliyesi açısından birçok olumlu ilk’i yaşadığımız süreci manipüle etmek istemenin mutlaka bir bedeli olmalı. Dünyada varlığı giderek tartışılır hale gelen derecelendirme kuruluşlarından sadece birinin ciddiyetsiz alarm uyarısı yapması giderek istikrar temelinde stabil hale gelen piyasa dengelerine açık bir saldırıdan başka bir şey ifade etmemektedir.
Başta Avrupa olmak üzere gelişmiş ekonomilerde yaşanan sarsıntının bölgesinde istikrar adası haline gelen ülkemize getirilerini de hesap dışı tutmamak gerekiyor. Türkiye güven veren politik ve ekonomik yapısı ile yatırımcıların nezdinde yatırım seçeneklerinin başında geliyor. Ülkemize yönelik bu güveni pekiştirmek sadece ekonomi yönetimin değil küçük esnaftan ihracatçıya herkesin sorumluluğundadır.
AVRUPA AÇIĞINI ALTERNATİF PAZARLAR KAPATIR
Girdiği durgunluktan kısa sürede çıkması beklenmeyen Avrupa’daki pazar daralması ihracatımızı kaçınılmaz olarak etkileyecektir. Geleneksel pazar olarak ihracatımızın önemli bölümünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa’nın bu süreçten çıkmasını beklemenin gereği ve anlamı yok. Üyeleri arasında bulunduğumuz ESİDEF (Ege ve Batı Akdeniz Sanayici ve İş Adamları Federasyonu) ve TUSKON ’un (Türkiye Sanayici ve İş Adamları Konfederasyonu) son yıllarda alternatif pazar arayışları işte tam da bu noktada büyük önem taşıyor. Bugüne kadar varlığının farkında olmadığımız ülkeler ve pazarlara, TUSKON öncülüğündeki organizasyonlar ile bugün ticaret hatta yatırım yapar hale geldik. Dünya ekonomilerindeki durgunluğun dışında kalmayı başaran gelişmekte olan pazarlara bu açılım, bugün Türk dış ticaret ve ekonomisinin elinin daha güçlü olmasını sağlamaktadır. Dış ticaret açığında ithalat yönünde sürekli açılan makası kapatmanın yegane yolu İGİD, ESİDEF, TUSKON gibi iş dünyası sivil toplum örgütlerinin alternatif pazar çalışmalarıdır. Dünyada adım atmadık pazar bırakmayan Türk girişimcilerinin yeni pazar arayışının ekonomi yönetimi tarafından desteklenmesinin somut sonuçları dış ticarette de rotanın doğruluğunu teyit eder şekildedir. Yükselen pazarların başında gelen Afrika’ya ihracat toplam ihracatın 2007 yılında yüzde 5.57 ‘si iken bu oran günümüzde yüzde 10’ların üzerine çıktı. İGİD olarak son iki yılda Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Fas, Senegal, Tanzanya, Kenya, Nijer, Sudan, Nijerya, Gana gibi bölge ülkelerine yönelik yaptığımız çalışmaların bu artışta mutlak katkısı vardır. 
Yine alternatif pazarlar olarak öne çıkan Pasifik ülkeleri, Çin, Hindistan, Endonezya gibi dev nüfuslu pazarlar Türk ihracatçılarının hedefinde yer almalıdır. TUSKON ’un gündeme taşıdığı Orta ve Güney Amerika ülkeleri de Türk dış ticaretini sırtlayacak potansiyele sahiptir.
Türk ekonomisinin gelecek performansının temel belirleyeni dış ticaret olacaktır. Kaliteli ve ucuz Türk ürünlerinin dünya pazarlarında artan popülaritesi ihracatta yeni başarılar için elimizi güçlü kılmaktadır. İGİD olarak önümüzdeki çalışma programımızı da alternatif pazar arayışları üzerine kurguluyoruz. Hedefimiz daha çok İzmirli girişimciyi uluslar arası pazarların etkin aktörü yapmaktır. Bu hedefte saygıdeğer bir yol kat ettik. Geleceğe güvenle bakmak, umutlu olmak için her zamankinden daha çok nedenimiz var. 
Sağlık ve başarı ile kalın.

Ekonomide rota doğru, rüzgar bizden yana

Yunanistan, İrlanda ve Portekiz’i vuran, İtalya’yı tehdit eden krizin Türk ekonomisini de kaosa sürükleyeceği iddiası belli kesimlerce gündemde tutulmaya çalışılıyor. Dış ticaret açığı ve büyük ölçüde yönetilebilen özel sektör borçlarının beslediği cari açık üzerine yapılandırılan bu senaryoların yatırım motivasyonuna zarar verdiği açık. Piyasalarda kötü haberin kolay tüketildiği gerçeğinden hareketle bu ve benzeri felaket senaryolarının pazarlaması için özel bir çabaya gerek yok. “Avrupa ekonomileri batıyor sırada Türkiye var” demeniz yeterli. Gerçekliği sorgulanmaksızın kısa sürede piyasa aktörlerinin bu senaryoyu işlemeye başladığını görürsünüz. Peki, kriz lobisi olarak adlandırabileceğimiz bu kesim;  Türkiye’nin kamu maliyesi, bütçe disiplini, yatırım ortamı, ekonomik ve politik istikrar gibi dünya ekonomilerinin öykünerek baktığı parametreleri dikkate almaksızın bu senaryoları nasıl üretir? Sadece cari açıktan yola çıkarak zorlama kriz analizleri yapmak kime ne kazandırır?
KRİZ LOBİSİ, TEMENNİSİNİ UYARI GİBİ YANSITIYOR
Ekonominin gerçek kahramanları olarak gördüğümüz imalat sanayi özellikle de KOBİ’lerin kriz söyleminden büyük yaralar aldığını geçmişte defalarca gördük. İstikrarsızlığı sermaye gibi gören, gelirlerini üretim dışı etkinliklerden elde eden bazı kesimler ‘kriz geliyor’ temennisini uyarı gibi yansıtıyor. İyi niyet dışı bu telkincilerin üstüne bir de korkutarak tasarruf çağrısı yapan iyi niyetlilerde eklenince üretim ve yatırım motivasyonu altüst oluyor. Ülke ve ekonomi yönetimindeki bazı isimler bu ikinci kategoride yer alınca ise krizden beslenen lobinin yelkenlerini rüzgar üflenmiş oluyor. 
Gelişmiş ekonomilerde özellikle de Avrupa’da işlerin iyi gitmediği vaka. Yıkılmaz armada denen ekonomilerde yaşanan kırılmaları yok sayamayız. Ancak üretimden tüketime kadar ekonomide temkin ve tedbir pozisyonuna yönlendirmek için;’ kriz geldi gelecek’ söylemi kötü niyetli değilse bile olabilecek en talihsiz seçenektir. Şu aşamada ihtiyacımız olan daha rasyonel bir yatırım ve harcama eğilimi. Duymak istediğimiz son şey ise piyasaların dikkatini toplamak için kriz tüccarlığı yapmak.
Bütçe gerçekleşmeleri, kamu maliyesi açısından birçok olumlu ilk’i yaşadığımız süreci manipüle etmek istemenin mutlaka bir bedeli olmalı. Dünyada varlığı giderek tartışılır hale gelen derecelendirme kuruluşlarından sadece birinin ciddiyetsiz alarm uyarısı yapması giderek istikrar temelinde stabil hale gelen piyasa dengelerine açık bir saldırıdan başka bir şey ifade etmemektedir.
Başta Avrupa olmak üzere gelişmiş ekonomilerde yaşanan sarsıntının bölgesinde istikrar adası haline gelen ülkemize getirilerini de hesap dışı tutmamak gerekiyor. Türkiye güven veren politik ve ekonomik yapısı ile yatırımcıların nezdinde yatırım seçeneklerinin başında geliyor. Ülkemize yönelik bu güveni pekiştirmek sadece ekonomi yönetimin değil küçük esnaftan ihracatçıya herkesin sorumluluğundadır.
AVRUPA AÇIĞINI ALTERNATİF PAZARLAR KAPATIR
Girdiği durgunluktan kısa sürede çıkması beklenmeyen Avrupa’daki pazar daralması ihracatımızı kaçınılmaz olarak etkileyecektir. Geleneksel pazar olarak ihracatımızın önemli bölümünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa’nın bu süreçten çıkmasını beklemenin gereği ve anlamı yok. Üyeleri arasında bulunduğumuz ESİDEF (Ege ve Batı Akdeniz Sanayici ve İş Adamları Federasyonu) ve TUSKON ’un (Türkiye Sanayici ve İş Adamları Konfederasyonu) son yıllarda alternatif pazar arayışları işte tam da bu noktada büyük önem taşıyor. Bugüne kadar varlığının farkında olmadığımız ülkeler ve pazarlara, TUSKON öncülüğündeki organizasyonlar ile bugün ticaret hatta yatırım yapar hale geldik. Dünya ekonomilerindeki durgunluğun dışında kalmayı başaran gelişmekte olan pazarlara bu açılım, bugün Türk dış ticaret ve ekonomisinin elinin daha güçlü olmasını sağlamaktadır. Dış ticaret açığında ithalat yönünde sürekli açılan makası kapatmanın yegane yolu İGİD, ESİDEF, TUSKON gibi iş dünyası sivil toplum örgütlerinin alternatif pazar çalışmalarıdır. Dünyada adım atmadık pazar bırakmayan Türk girişimcilerinin yeni pazar arayışının ekonomi yönetimi tarafından desteklenmesinin somut sonuçları dış ticarette de rotanın doğruluğunu teyit eder şekildedir. Yükselen pazarların başında gelen Afrika’ya ihracat toplam ihracatın 2007 yılında yüzde 5.57 ‘si iken bu oran günümüzde yüzde 10’ların üzerine çıktı. İGİD olarak son iki yılda Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Fas, Senegal, Tanzanya, Kenya, Nijer, Sudan, Nijerya, Gana gibi bölge ülkelerine yönelik yaptığımız çalışmaların bu artışta mutlak katkısı vardır. 
Yine alternatif pazarlar olarak öne çıkan Pasifik ülkeleri, Çin, Hindistan, Endonezya gibi dev nüfuslu pazarlar Türk ihracatçılarının hedefinde yer almalıdır. TUSKON ’un gündeme taşıdığı Orta ve Güney Amerika ülkeleri de Türk dış ticaretini sırtlayacak potansiyele sahiptir.
Türk ekonomisinin gelecek performansının temel belirleyeni dış ticaret olacaktır. Kaliteli ve ucuz Türk ürünlerinin dünya pazarlarında artan popülaritesi ihracatta yeni başarılar için elimizi güçlü kılmaktadır. İGİD olarak önümüzdeki çalışma programımızı da alternatif pazar arayışları üzerine kurguluyoruz. Hedefimiz daha çok İzmirli girişimciyi uluslar arası pazarların etkin aktörü yapmaktır. Bu hedefte saygıdeğer bir yol kat ettik. Geleceğe güvenle bakmak, umutlu olmak için her zamankinden daha çok nedenimiz var. 
Sağlık ve başarı ile kalın.
Yazdır  
Tüm Hakları Saklıdır IGID 2009   Kullanım Şartları  Gizlilik